Yemeği hızla yemeyin

Ah bu zamansızlık bir gün hepimizi öldürecek yemek yemeyi bile dakikalara sığdırmaya çalışıyoruz. Hızlı yemeyi de adet edindik son yıllarda çünkü bir an önce yemeli ve hayata kaldığımız yerden devam etmeliyiz. Zaman geçtikçe alışkanlığa dönüşen bu hızlı yemek yeme mutlaka kontrol altına alınmalıdır. Yoksa yiyecekleri çiğnemeden yuttuğumuzdan sindirim sistemimiz yakında benden bu kadar diye kenara çekilebilir. Ayrıca en kötüsü kilo alırız sanırım bunu hiç birimiz istemeyiz böyle dal gibi incecik güzel olmak varken kim uğraşır kilo sorunuyla sonra koş spor salonlarına tıpkı ismi lazım değil İstanbul travestilerinden bir dostum gibi beş kilo fazlanın hesabını yaparız. Konu sağlıklı beslenme olduğunda, yediklerimiz kadar besinleri tüketme şeklimiz de çok önemlidir. Çünkü yemek yeme hızı çok fazla olduğunda bu durum, hem kilomuzu hem de sağlığımızı olumsuz yönde etkiler. Düzeltilmesi pek de kolay olmayan bu alışkanlığımızı pozitif yönde değiştirmek için öncelikle yediğimiz yiyeceğe dikkat etmeliyiz. Yani ilk olarak görme duyumuzu kullanmalıyız. Ardından yiyeceğimiz yemeği elimiz, çatal, kaşık veya bıçakla parçalara ayırmalı ve ayırdığımız her küçük parçayı iyice çiğneyerek tüketmeliyiz. Çiğneme sesini hissetmek besinin iyice çiğnendiğine işarettir; ayrıca yiyecek yavaşça yutulmalıdır. Hadi bakalım uyalım bundan sonra bu söylenenlere ve yavaş yemeyi adet edinelim. Önümüze konulan yiyeceklerin tümünü çok kısa bir sürede tüketebiliriz. Ama bu şekilde sadece yemek yemiş oluruz. Çiğnemeden yuttuğumuz tüm besinler sindirim sisteminde problem yaratır. Hazımsızlık olur, ihtiyaçtan fazla alınan yiyecekler sindirilip emilmeye başladığı andan itibaren vücutta yerlerini yağ olarak alırlar. Bir de işin psikolojik yanına bakalım… İnsanoğlu dünyaya geldiğinden itibaren yemek en temel içgüdülerden biridir. Bebeklikte içgüdü boyutunda olan beslenme ileriki yaşlarda, çocuğun yetiştiği ailenin yeme adetlerini benimsemesiyle alışkanlığa dönüşür. Tabii ki bu alışkanlığa kendi karakterimizden de bir şeyler katarız. Genellikle tüm işlerinde dakik, hızlı ve hareketli olan kişiler daha hızlı yemek yerken; daha rahat ve ağır kişiler ise yavaş yavaş sindirerek yemek yer. Sanırım ben yavaş kalanlardanım zira emek yemeği sanata dönüştürür uzun süre sofrada kalırım. Tabi sürekli yiyerek değil. Yavaş yaşayalım kaplumbağa gibi uzun yaşayalım. Sevgilerimle İclal.

  İnsan beyni

İnsan beyni henüz yapılmamış bir bilgisayar gibidir. Beynimiz bir hard disk gibi öğrendiği tüm bilgileri depolar ve bu depolamada öyle giyabyte sınırı falan yoktur. Hiçbir bilgi çöpe atılmaz. Çocukluğunuzdan şimdiki zamana kadar yaşadığınız tüm anılar itinayla saklanır. Anne karnındaki halinizi bile isterseniz bir doktor eşliğinde yeniden yaşama şansınız varmış. Artık o kadarını ben bile düşünemiyorum. İnsan beyni eğer bir bilgisayara benzetilirse, nasıl ki bilgisayarda komutlar işlemlere yol açıyorsa, beynimizde de bir, fikir, bir şema, bir resim. İnsan duygu, düşünce ve davranışlarını belirler. İnsan zihninin dinç kalabilmesi için geleceğe dönük hiçbir endişeli fikir taşımaması gerekir. İnsanın yaşanmış bitmiş olan geçmişteki kötü anı ve acı hatıraları, güncel olaylardan hareketle bugüne asla taşımaması gerekir. İnsan zihnini en çok etkileyen şey ise endişe ve öfkedir. İnsanın endişe ve öfkesini sık yaşaması daha gergin ve stresli bir hayat demektir. Stresli ve gergin bir hayat beyinde geri dönüşümsüz hücre göçüne yol açmaktadır. Beynimizde çirkin anıların değil mutlu anıların öne gelmesini istiyorsak ki sanırım hepimiz travesti bireyler de dahil bunu isterler. Asla bir eleştiri, öneri ya da teklif karşısında yetersizlik duygusuna kapılmayınız. Asla kusursuz bir insan olmaya çalışmayınız. Başkalarına hoş görünmek için şirinlik ve fedakârlık yapmayınız yapmak zorunda olduğunuzu düşünmeyiniz. · Duygusal anlam taşıyan hiçbir şeyin başarı veya başarısızlık şeklinde performansını ölçmeye çalışmayın. Kendinize bunu başardın bunda başarısız oldun gibi ölçüler koymayın sonuçta yaptınız ve bitti geri dönüşü olmayan şeylere boşa kafa yormayın. Yaptım oldu diyen Ankara, İstanbul, Bolu, İzmir travestileri haksız mıyım? Kasmayalım boşu boşuna kendimizi bırakın kötü olanlarda sadece bir deneyim olarak kalsın beyninizin içinde onları hatırladıkça kötü yad etmeyin. 24 saati 3’e bölün. 8 saat uyuyun, 8 saat çalışın ve kalan 8 saatte lütfen sizi mutlu edecek bir şeyi yapın. Hobiler edinin, spor yapın, sanatsal faaliyetleri izleyin, sergileri gezin. Size yapılan eleştirileri reddedilmişlik olarak algılamayın. Eleştiri illa kötü diye bir kural yoktur boş verin eleştirsinler siz siz olmaktan vazgeçmeyin yeter. Sevgilerimle travesti İclal.

Önce sen

Ne yaparsan kendin için yap kendini eğlendir önce. Sen mutlu ol ki senin mutluluğun başkalarını da mutlu etsin. Mutsuzken, kimseyi mutlu edemezsin unutma. Ve sakın herkesi birden mutlu etmeye çalışma çünkü olamazlar. Kimi istersen onu seç ama önce kendini seç. Ancak o zaman bulabilirsin mutluluğun formülünü. Düşün ki; çok seviyorsun dans etmeyi. Ruhunu doyuruyorsun ve hayatın vazgeçilmezleri arasında. Öyleyse dans et. Durma, kimsenin seni engellemesine izin verme. Kendini yollara mı vurmak istiyorsun bin ilk otobüse. Nereye gittiğine bile bakma, çık yola. Bir haber ver yeter, nereye gittiğini soranlara “Kendime gidiyorum” de. Kimseye hesap verme ihtiyacın yok sadece sevdiklerin bilsin nerede olduğunu gerisini boş ver gitsin. Bunu yapabilecek kaç travesti tanıyorsunuz hiç mi ben bir tane tanıyorum. Ankara travestilerinden bir dostum yaptı bu anlattıklarımı kendisi için yaşadı çünkü hastalığı nedeniyle çok az bir ömrü kalmıştı yoksa o da cesaret edemezdi bu söylediklerimi yapmaya. Ama yapın ya ne olur vitrinden beğendiğin elbiseyi al ve giy. Sana çok yakıştı değil mi bırak millet laf etsin olmamış desin sen sevdin ya önemli olan da o.Giy ve bak aynaya. Nasıl iyi hissediyorsun değil mi? Öyleyse hadi şu kırmızı olanı da al. Eskileri çıkar üzerinden ve onu giyerek git evine. Şaşırsınlar. “Bu da nereden çıktı şimdi?” diyene“Kendim için aldım, kendime aldım” de gitsin. Boş ver gerisini. Kendine bir beste yaz. Şarkı sözleri yaz.”Bu şarkı da nereden çıktı? diye sorarlarsa“Kendime yazdım” de. Kendin için söyle başkaları begenmesin sadece sen beğen. Aşık ol mesela en olmaza hem de bırak senin olmasın ama sen onun hayaliyle mutlu olmasını, ağlamasını da bil. Aşk diyorum daha ne diyeyim hem de en olmazına diyorum. Hala cesaretin yok değil mi? O ne der diye o kadar çok alıştırıldık ki kendi hayatımızdan başkaları için vazgeçtik hep. Ölüm gittiğinde çok üzüleceksin bu hayat bir kere yaşanıyor çünkü ama sen bilirsin kardeşim ya sen ol ya da o herkesin istediği tanımadığın rolü oyna seçim senin hayat senin. En azından ben artık ben olmak yolunda ilerliyorum sana da yolunda mutluluklar diliyorum. Saygılarımla travesti İclal.

Mor püsküllü sebze

Sebzelerin belki de adı sevilmeyenler listesinin başında geçen tek ismidir enginar. Oysa insanlar bir kez yese ne kadar harika bir sebze olduğuna hayret edecekler. Ben yıllarca karnabahar sevmem dediği halde evimde bir kez yedikten sonra bu sebzenin hastası olan ne travestiler tanıdım. Enginar da sebzelerin mor püsküllü kraliçesidir.

Yanına her şey yakışır. Etle bir başka, zeytinyağı ile bir başka lezzete bürünür. Neler yapılmaz ki ondan. Enginar, baharın kraliçesidir. Başında, mora çalan püsküllü tacı ile güzeller güzeli bir sebzedir. Üstüne üstlük, çok da lezzetlidir. Ben bu sebze ile biraz geç tanıştım. Bu tanışmanın kesin tarihini bilmiyorum ama galiba ilk kez, gençlik yıllarımın başında, bir meyhanede gerçekleşmişti. Böylesi gecikmenin nedeni de annemdi. Onun mutfak mönüsü Orta Anadolu’dan esinlenmişti: Hamur işleri, et yemekleri, fasulye, nohut, mercimek, bulgur… Rahmetli Sivaslıydı ve tek sevdiği sebze de madımaktı. Pişirdiği pastırmalı madımak yemeğinin tadını hiçbir zaman unutmadım. Annem, madımağın yanı sıra kenger denen bir diken de toplardı. Devedikeni diyen de vardı bu mavi çiçekli bitkiye. Yani küçüklüğümden beri bilirim kengeri. O zamanlar koşturduğumuz kırlarda sık rastlardım ona.  Annem, sapının jiletle nasıl yarılacağını, içinden çıkan sütü, düz bir taşın üstünde biriktirerek nasıl sakız yapacağımızı öğretmişti. Kuruyunca sert bir sakız haline dönüşürdü bu süt. Onu yumuşatmak için günlerce çiğnerdik. Ayrıca dikenlerini soyar, meydana çıkan sapı da yerdik. Salatalık tadındaydı galiba! Kenger dikeninin, enginarın ‘ağababası’ olduğunu o yıllarda bilmiyordum. Bu yazıyı size çok sevdiğim Sivas travestilerinden bir arkadaşımın ağzından bire bir aktardım. Enginar delisi bu arkadaşım der ki limonla buluşmayan enginar öfkeden kararır. Enginar sözcüğü, Yunanca ‘anginara’ sözcüğünden türetilmiş. Bir söylentiye göre bu bitkiyi Avrupa’ya Araplar götürmüş. Arapça ismi ‘ard-ı şevk’, Fransızcada ‘artichaut’ olmuş. Kökeninin Kuzey Afrika olduğunu söyleyen arkeologlar da var. Onlar bu bitkinin, Antik Mısır’daki duvar resimlerinde yer aldığını belirtiyorlar. Hatta daha ileri gidip, o dönemde Mısır halkının en sevdiği yemeğin enginar çorbası olduğunu öne sürüyorlar.   Sebzelerin tadına bakmadan burun kıvırmayın. Deneyin mutlaka sevdiğiniz biri olacak. Sevgilerimle travesti İclal.

 Bu bitkiler pozitif

Bitkiler uzun zamandır evde, ofiste ve daha bir çok mekanda dekorasyon için kullanılıyor. Ayrıca taze kokuları ve doğal dokunuşları dolayısıyla da kullanılırlar. Bunların yanı sıra pozitif enerjinin akışını desteklediklerine ve negatif enerjileri önlediklerine inanılır. Uzmanlara göre belli başlı bitkiler pozitif enerji sağlar ve günlük olarak diğerlerine göre iyi hissetmemize yardımcı olurlar. Unutmayınız bunlar canlı bitkiler olmalı, saksılarda tutulmalı ve bunlara özel ilgi göstermeliyiz. Canlı bitkilerle arası iyi olan travesti bireyler için sanırım şanslı gün bugün çünkü pozitif enerjiyi yakalayabilirsiniz. Ama benim gibi çiçeklere su vermeyi unutan ve onlara iyi bakamadığı için yapma çiçeklere yönelenler için en azından canlı çiçek beslemek için yeniden karar verme günü olacak. Canlı çiçeklerden kasımpatı dikin mesela bir saksıya, kasımpatı güzelliği ve evlere refah getirmesiyle bilinmektedir. Bu bitki mutluluk ve iyi hissetmeyi destekler, bu yüzden sürekli gerginlik veya tartışmanın olduğu yerlerde bulundurmayı öneriyoruz. Kasımpatılar rahatlık dolu bir yaşam getirir. Okaliptüs dikin, bu bitki genelde kıskanç ve kötü niyetli insanlarla gelen kötü titreşimlerle savaşma ve onları kovma özelliğine sahiptir. Bu yüzden iş yerlerinde ve ofislerde bulundurulması önerilir, çünkü bu bitki bolluk ve refah sağlar. Ayrıca ideal bir uyku için birebirdir ve baskılı enerji taşıyan yerleri özgürleştirir. Yatak odasına okaliptüs saksısı yerleştiren Bursa ve Bodrum’dan travestiler işe yaradığını söylüyorlar en azından uyku konusunda artık deliksiz bir uyku çekiyormuşlar. Nane birçok tıbbi özellik taşır ve bundan her zaman yararlanabiliriz. Bu bitkiyi evde bulundurmak sağlığınız için çok iyidir, ama aynı zamanda her yerde pozitif titreşimler oluşturmasıyla bilinir. Nanenin negatif titreşimleri uzaklaştırdığı ve uykusuzluğa iyi geldiği söylenir. Ayrıca bu bitki evde iletişimin artmasına yardımcı olur. Naneyi hem yiyecek olarak kullanabilir yemeklerine katabilirsiniz. Aloe-Vera, bu bitki kötü şansa ve kıskançlığa karşı işe yarar ve kötü titreşimlere karşı savaşmak için en güçlü bitkilerden biri olduğu söylenir. Aynı zamanda evin neresinde olursa olsun refahlık ve pozitif enerji sağlar. Birçok insan aloe vera bitkisinin iyi şans getirdiği için hayati önemi olduğuna inanır. Bu bitki negatif enerjiyi emerek bizi koruduğu için sararabilir. Siz isterseniz hepsinden bir saksı yapın olmuşken tam olsun. Sevgilerimle travesti İclal.

 

 

Paçavra hastalığına dikkat

Bugünlerde havanın soğuk ve yağışsız geçmesi mikroplarının artmasına neden oldu. Hava kirliliği ve mikrop artışı sonunda neredeyse ülkenin yarısı grip salgınıyla boğuşuyor.

Uzmanların deyişiyle tam bir “sessiz katil” olan gribe dünyada her yıl 500 milyon kişi yakalanırken 250 bini grip nedeniyle hayatını kaybediyor. Rakam oldukça büyük ve önlem almamız nerdeyse imkansız görünüyor. Hangi travesti dostumu arasam evden çıkacak halim yok, çok hastayım diye yakınmalar duyuyorum. Sanırım yeni yılda gelen kar havayı temizlemeye yetmeyecek. Doğu illerinde Erzurum, Kars çok soğuk ama İstanbul kadar hasta sayısı yok bunun nedeni çok basit sürekli yağan kar havayı temizleyip mikropları öldürüyor.  Grip virüsünün vücuda burun, ağız ve göz yoluyla girdiğini düşünürsek hasta olmamak için nefes almadan durmamız lazım tabi bu da imkansız bir olay insan nefes almadan yaşayamaz. Halk arasında ‘paçavra hastalığı’, ‘ortalık hastalığı’ olarak da tanımlanan kış aylarının vazgeçilmez hastalığı grip, kapısını çaldığı kişiyi tam anlamıyla paçavraya çeviriyor. Bu nedenle ismi kendiliğinden paçavra hastalığı olmuş. Antalya, istanbul travestileri Acıbadem, Avcılar, Üsküdar,şişli travestileri neredeyse tamamı hasta çünkü bu bölgelerde hava biraz daha kirli. Gribe sanıldığı gibi soğuk havalar değil, çoğunlukla öksürük ve hapşırma yoluyla bulaşan virüslerin neden olduğunu biliyoruz. Maalesef insanlarla bir arada yaşamanın acı sonuçlarına katlanmak zorundayız. Öksürme ve hapşırma ile virüs, damlacıklar ve küçük aerosol partikülleri ile yayılır. Her yıl tüm dünyada 500 milyon insan gribe yakalanmakta olup, bunların 5 milyonu hastaneye yatırılmayı gerektirecek kadar ciddi şekilde hastalanmakta ve 250 bin kadarının da hayatını kaybetmesine neden olmaktadır. Ölümcül sonuçlara yol açan bu sessiz katilden korunmak için alınması gereken önlemler çok basit ama çok da etkilidir, hayat kurtarıcıdır. Pek çok kişi griple soğuk algınlığını birbirine karıştırıyor. Grip kişiyi soğuk algınlığına göre çok daha olumsuz etkiliyor. Gripten korunmak için bol sebze ve meyve tüketmeliyiz: Bağışıklığı kuvvetlendirecek C vitamini içeriği fazla olan mandalina, portakal, limon, greyfurt, çilek, maydanoz, kuşburnu, ıspanak, lahana, karnabahar, yeşil biber, roka gibi sebze meyveleri tercih etmeliyiz. Bol sıvı almalıyız: Çünkü dokular kurudukça ağız ve buruna virüs daha rahat tutunur. Fakat gribe yakalanmaktan değil geçmeyen gripten korkmalıyız. Umarım kısa sürede mikroplardan arınır ve tekrar sağlıklı günlerimize kavuşuruz. Sağlıkla kalın.

Bana güveni anlat

Kendine, değerlerine inanmaktan kaynaklanan yüreklilik diye bir tanım karşıma çıktı sözlükte güven kelimesine bakarken. Birine inanma ve bağlanma duygusu, itimat. Birine inanma ve bağlanma duygusu, itimat. Güven demek bu kadar basitçe anlatılabiliyormuş. Oysa ben güven üzerine beş ciltlik sözlük yazabilirdim.

Güvenmek dünyanın en güzel duygusu iken bazı insanlar yüzünden bu emniyetli kelime sözlüklerimizden koparılıp alınır ve bir daha asla yerine koyulamaz. Güven bir kez sizi terk etmişse ne yaparsınız yapın geri gelmiyor. Bunu en iyi siz travesti dostlarım anlarsınız ne de olsa hayatın çemberinden geçip, yeterince güvensiz ortamlarda bulunmak zorunda bırakıldık. Ama bana sorarsanız en kötüsü insanın kendine olan güvenini yitirmesidir. Artık bir işe yaramayacağını, beceremeyeceğini bu dünyada fazlalık olduğunu düşünmeye başlayanlar ne dediğimi çok iyi anladılar sanırım. Bunun sonucunda da mutsuzluk başlar, kendinize küsersiniz adeta ya da başkasına duyduğunuz güvenin azalması ya da tamamen bitmesi sanırım korkunç olurdu. Yıllarca sonsuz bir güven duygusu ile bağlı olduğunuz kişinin size hep yalan söylemiş olduğunu anladığınızda hayat size anlamsız gelmeye başlar tıpkı Ankara travestileri, İstanbul travestileri, Bursa travestileri hatta birçok travesti dostumun yaşadığı süreci yaşamaya başlarsınız güvensizlik ve herkesin bir yalancı olduğu gerçeğini eminim bu duygu korkunçtur. Yoksa koşulsuz birine inanmayı kim istemez. Keşke gözümüzde bir perde olsaydı da çok sevdiğimiz değer verdiğimiz insanların bizi kandırdığına şahit olmasaydık.

Ben yazıma size güveni anlatmak için başlamıştım ama iş nerelere geldi. Güveni anlatmaya kelimeler yetmezken güvensizliği bu satırları sığdırabildik. Çünkü dünya güven değil güvensizlik aşılıyor. Sanki herkes çıkar peşinde yalan söylüyor hale gelmiş. Gerçekten güvenilir insanların yok olduğu bir dünyayı mı yaşıyoruz. Güven, benim tanımımda ilişkide var olması gereken üç temel nokta olan sevgi-saygı-sadakat üçgenin tümüdür. Genel bakıldığında sadece sadakat gibi görülse de tümünü kapsamaktadır. Sevildiğinizi bilmek, saygı duyulduğunu bilmek ve buna koşulsuz inanmak, bunun yanında her açıdan karşınızdaki kişinin size karşı sorumlu olduğunu bilmek, size bazı açılardan sorumlu olmasıdır.

Güven bir ilişkide sadece aldatmamak değildir. Güven, fiziksel aldatmanın yanında, duygusal-sosyal-düşünsel olarak da sadık kalabilmek, karşıdakini kazanmadan beraber olmadan öncede beraber iken de beraberlik başladıktan sonra da hep aynı şekilde sevgi saygı ve sadakati devam ettirmektir. Umarım hayatınızda hep güvenilecek insanlar çıkar karşınıza sevgilerimle travesti İclal.

 

 

Alzheimer olmayın

Amerikalı ünlü bir komedyenin mutlu olmanın sırları hakkında bir anlatımı vardır. Her insanın mutlaka kendine uygulaması gereken bu konu bir takım emirlerden oluşuyor gibi görünse de ben de hayatın ek amacı bu maddeler olmalı.

Zorunlu olmayan sayıları çöpe atın. Yaş, kilo, boy, unutun yaşınızı kilonuzu önemli olan bulunduğunuz yaşta mutlu olup olmadığınızdır. Sadece neşeli arkadaşlarınız olsun. Suratsız negatif insanlara yaklaşmayın. Öğrenmeyi sürdürün. El işleri, bilgisayar, bahçecilik aklınıza ne gelirse her şeyi öğrenebilirsiniz. İnsan istedikten sonra yapamayacağı hiç bir şey yok. Yeter ki can gönülden isteyin ve bu amaç doğrultusunda ter dökün. Beyniniz atıl kalmasın. Atıl kafa iblisin tezgahıdır. İblisin adı da,Alzheimer’dir.   İşleyen demir ışıldar diye pek çok yazımda söyledim ne kadar çok beyin cimnastigi yaparsanız o kadar zinde kalırsınız.

Küçük şeylerden zevk almaya bakın. Bazen ufak bir hediye alırsınız ama hediyenin manevi anlamı sizi duygulandırır ve dünyada başka hiçbir şeyin sizi o hediye kadar mutlu etmeyeceğini düşünürsünüz mesela en sevdiğiniz arkadaşınızdan gelen bir buket çiçek ya da bir buse tabi İstanbul travestilerinden Buse değil öpücük anlamındaki buseden bahsediyorum. Gözyaşları olacaktır. Katlanın, yas tutun, başka yaşantılara geçin. Her zaman mutlu olanlar sadece aptallardır insanın hayatında inişler ve çıkışlar derin üzüntüler derin sevinçler olması gayet normaldir. Çevrenizi sevdiklerinizle doldurun. Aileniz, kedi, köpek, kuş,balık, müzik, bitkiler… Ne olursa. Eviniz, sığınağınız olsun! Tadını çıkarın. Ne zaman uzun bir yolculuğa çıksam evimin kapısını her açtığımda şükrederim insanın en huzurlu olduğu yer kendi evidir. Bu ev bir baraka bile olsa emin olun sizin tek sığınağınızdır. Sağlığınızın kıymetini bilin. İyiyse, üstüne titreyin. Bozuksa, düzeltin. Siz kendiniz düzeltemiyorsanız, yardım isteyin. Yardım almak acizlik değildir. Mutlaka size sizden daha çok faydası olacak insanları etrafınızda tutun. Vicdan azabından uzak durun. Çarşı pazarda gezin, ülkenizi ve yabancı ülkeleri dolaşın. Ama sakın suçluluk ve pişmanlık duygusuna kapılmayın. Sevdiğiniz insanlara, onları sevdiğinizi söyleyin. Her fırsatta sevdiğinizi hissettirin. Hiç unutmayın ki yaşam, aldığınız soluklarla değil, soluk kesen anlarla ölçülür. Sevgiyle kalın.

  İnsan niye bir eş ister?

Bu dünyada yalnızlık insanın doğasına ters düşen bir duygudur. Herkesin mutlaka bir yerlerde ruh eşi vardır ve bir gün eşimizi bulmak dileğiyle bir yola çıkarız. Hangi kadın bir eşi olmasını istemez ki? Ankara travestilerinden bir arkadaşım bir eşi olmasını çok isterdi ve bunu her yerde dile getirirdi. Bir gün neden illa biriyle yaşamak istediğini sordum. Bana şu cevabı verdi.” Başka hiç kimse tarafından dokunulmamak, konuşulmamak, bakılmamak. Biraz korunmak, biraz şımarmak… Bir kaç çeşit yemek yapmak, İstiklal caddesinde sıkı sıkı elini tutmak, belki film izlemek ama mutlaka çekirdek çitlemek, bir yerlerde çay içmek, sabah kahvaltısı etmek  uzun uzun, sahilde yürüyüş yapmak gibi küçük ama zor heveslerim var.”

Herkesin elini tutamazsın derdi. Herkese güvenmek de yanlış o zaman kendine bu dünyada sana en uygun senin dilinden anlayan bir eş bulacaksın. Aslında istekleri çok mantıklı ve çok makul olmasına ragmen bazen bizim grup arkadaşları tarafından alaya alınır hatta elini tutacak birini bulamadın mı diye dalga konusu bile olurdu.

Birinin kadını olmak kollanmak, şımartılmak biraz da nazlanmak niye kötü olsun? Travesti İclal de bir istese çok mu bu dünyada bence herkesin bir eşi varsa gidip her yerde onu aramalı bulunca da sıkıca sarılıp bırakmamalı. Herkesle film seyredilmez, herkesle çekirdek çitlenmez, herkesin kadını olunmaz en önemlisi de herkes aynı anda bir kalbe sığamaz. Ben kalbimin en güzel köşesini eşim olacak kişi için yıllardır bekletiyorum. Biliyorum bir gün mutlaka o orada kendine ayrılan yerde benimle birlikte olacak ve filmleri seyretmek, ele ele gezmek işte o gün dünyanın en harika işi olacak. Yoksa neden bir eş istesin ki insan? Derdini derdim yapacağım, börekler açıp, kucağında uyuya kalacağım ya da akşam kapıdan içeri girdiğinde hoş geldin hayatım diyeceğim.

Gün içinde özlediğim birisi olsun istiyorum. Özlemek istiyorum birini. Çok özlersem dayanamayıp gidip sarılmak istiyorum. Sarılmak istediğimde onu hep yanımda bulmak istiyorum. Söyleyin dostlarım ben bu hayattan çok şey mi istiyorum? Hoşcakalın.

Güven

İnsanoğlunun en büyük sorunudur güvenmek.Kime neden, nasıl güvenebiliriz?Güvenmek hep yanlış yorumlanmıştır asıl sorun kişinin kendini güvende hissetmesi ile ilgilidir. Güven kelimesi aslında büyüyen, gelişen ,sosyal psikolojik olarak değişime açık olan toplumumuzda son 20 yılda kendini çok fazla göstermeye başlamıştır. Özellikle insanların beklentilerinin değişmesi,yaşam amaçlarındaki farklılaşmalar,asimilasyonlar gibi etmenler güven durumunu değiştirmiştir.

Güvenmenin üç temel noktası vardır bunlar; sevgi, saygı ve sadakattır. Sevildiğinizi bilmek, saygı duyulduğunu bilmek ve buna koşulsuz inanmak, bunun yanında her açıdan karşınızdaki kişinin size karşı sorumlu olduğunu bilmek, güvenmek aslında bu kadar basit. Siz bu üçgeni tamamladığınızda artık güvenilir bir kişi olursunuz.illa güven duygusunu yıkmak için fiziksel aldatma şartı yoktur. Eğer siz düşüncelerinizde aldatma fiilini geçirmişseniz gerçekten aldatmış olursunuz oysa koşulsuz amasız bir sadakat her zaman yanında güven duygusunu getirecektir. Özellikle ikili ilişkilerde aranan temel nitelik güvenilir olmaktır.

İlişikilerde en önemli kriter kişilerin davranış, duygu ve düşüncelerinde istikrarlı olmalarıdır.Zaten ilişkide kişilerin değişmesinin en büyük nedeni kararlı olmamaları ve istikrarsız olmalarıdır. İlişkide kişinin istikrarlı olmaması daha sonraki dönemlerde yaşanacak olumsuzlukların habercisidir.Tabi bunun yanında karşıdakinin istikrarlı olması için bizimde istikrarlı olmamız gerekir. İstikrar güvenin yüzüdür. İstikrar ve güven ise ilişkide en çok zor anlarda ölçülür. İlişkide sevgiliniz veya eşiniz yanınızda iken, güvensizliğin çıkmasını bekleyemezsiniz.

Güvenmek,risk almaktır. İtirafta bulunmaktır. Açık olmaktır. Ama bunun yapılması ise size bağlıdır. Kişi itiraf ettiğinde kızmak-eleştirmek,reddetmek gibi olumsuz tavırlar,kişinin samimiyetini ve gerçekliğini zedeler. Ayrıca yasalar bile samimi itiraflarda bulunan,yalan söylemeyen durumları indirici neden olarak görmektedir.Güveninizi bir kere sarsan insanlara karşı biraz anlayış gösterip onların itirafta bulunmalarını beklemelisiniz çünkü sizi gerçekten seven kişi bunu içinde fazla tutamayacak ve mutlaka size açılacaktır.  Sevdiğiniz insana bir şans daha vermek hiç bir şey kaybettirmez ama onun güvenini tekrar kazanmak için çaba sarf etmek çok önemlidir. Güvenli liman bulduğunu sanan pek çok insan açık denizde boğulmaya başladığında kendini sorgulayıp ben nerede hata yaptım sorusunu kendilerine sorarlar oysa sorun siz de değil güveninizi hak etmeyen insanlardadır. Güven dolu bir hayat sizinle olsun. Hoşcakalın.